"Tutkulu ve Aşık Munchkin"

Merhaba, adım Duygu ve ben bir Oz Büyücüsü bağımlısıyım. Hiç belli olmuyormuş gibi bir kez daha söylemek istedim. Mağlum, yeni film yaklaşıyor ve ben bu heyecana dayanamamaya başladım. Çok iyi olmayabilir, hatta kötü bile olabilir. Açıkçası pek de önemli değil. 

Sevdiğim şeylerden bahsetmeyeli bayağı oluyor ama bir şeyler söylemeden 8 Mart'ın gelmesini istemedim nedense. Bilmeyen için tekrar açıklayayım. Annemin ben çok küçükken Oz Büyücüsü'nü kaydettiği bir VHS kaset vardı. Hala var. Evet nasıl oldu da 100'ün üzerinde kez izlememe ve o kadar ileri geri sarmama rağmen bozulmadı ben de bilmiyorum. İşte o kaset benimle birlikte kıta değiştirdi, sarı tuğlalı yolum oldu. Şimdilerde artık 'sing-along'lu DVD'den izliyorum ve tek bir sıkılma belirtisine bile rastlamış değilim. 

Neyse işte... Söylemek istediğim şey şu: Ben hayatımın filmini bugüne kadar perdede bir kere bile görmedim. 8 Mart'ta karşımdaki perdede Judy Garland olmasa da benim için büyük bir şey olacak ve ben onu dört gözle bekliyorum. Hem... Bu bünye Return to Oz'daki aptal Korkuluk'u bile kabullendi. James Franco da Muhteşem olabilmiştir herhalde.


Tığ işi hediye mevsimi

Bu yılın ilk karıyla birlikte karsız memleketteki küçük dostlarıma kardan adam götürmenin hoş olacağını düşündüm. Kendileri gibi minik oldu ama sanırım hoşlarına gitti.


Miniklerden biririn Galatasaraylı ablasının hediyesini düşünmekse pek zor olmadı. Renkler hazırdı, tavşanımsa zaten tecrübeyle sabitti. O yüzden güzel olduğunu düşünüyorum.


Aşağıdaki bu iki minik de kuzenlerimin hediyesi oldu. Evet, anlaşılacağı gibi hediye düşünmek gibi bir sıkıntı yok artık benim için. Ama seri üretim konusunu da ciddi ciddi düşünmüyor değilim. 


Bol hayalli, bol gerçekli, bol gezmeli, sağlıklı, adaletli ve kayıpsız bir yılın amigurumisini öremem belki ama dileyebilirim. Mutlu yıllar!

Bayramda Totorolar size de gelebilir

Artık kendimi son derece geliştirdiğimi kanıtlamak için en son ördüğüm dostlarımı paylaşayım. Yoksa bayram falan bahane...

Rüya adlı minik bir dostum var. Kendisi Totoro'yu pek severmiş. Ama büyük bir Totoro'yu bayrama yetiştiremem diye daha ufağına gideyim dedim. (Aslında daha güzelini bile yaparım artık) "Totoro" diyişini duyamadım belki ama beni yanına emretti ya o bana yetti. 


Bir diğer minik komşu dostum ise Aysu. Onun için ayrı bir yazı yazmayı düşünüyordum aslında ama o kadar düzenli bir ilham sağlıyor ki bana, hangi anı tarif etmek gerektiğini bilemiyorum. O yüzden onun için çok beğendiğim bir örnekten şu kediyi ördüm. Gerçi ilk bakışta biraz Pembe Panter sanılıyor ama olsun. Nasılsa benim beğendiğim her şeyi beğeneceğinin garantisi var. Eş zamanlı reenkarne diye bir şey var mı acaba?


Yani ben bayramda Bodrum komşularıma gidemedim ama Totorolar ve Kedidolar onlara gitti. Siz de eğer böylesine misafirlere sahip olmak isterseniz bana ulaşmanız yeterli olabilir. Gerçi bundan sonra biraz yoğunum ama geç de olsa bir teslimat tarihi düşünürüz.  


Kedido'nun örneği için şuraya bakabilirsiniz. Annaboo her şeyi öyle güzel anlatmış ki ingilizceyi ve zincir çekmeyi bilen herkes yapabilir. Google Traslate işe yarıyor mu bakmadım ama sahibi izin verirse belki çeviririm.

Küçük mavi Totoro örneğini ise şurada bulabilirsiniz. (Gözlerine vaktim kalmadığı için hazır göz kullandım. Bir ara ek yapabilirim) Hatta şurada tüm Totoro örneklerini bulabilirsiniz. Yalnız bu örnekleri örüp üzerinden kazanç elde etmeye çalışmak yok, en fazla hediye edebiliyoruz.

Bir de fotoğraflarını paylaştığım amigurumilerin benim yaptığım şeyler olduğu pek anlaşılmıyormuş. O yüzden yapım aşamasından da bazı anları paylaşmak istedim ama o aşamalarda fotoğraf çekmek pek aklıma gelmiyor. Anneme de tebrik telefonları gelmeye başlamış :) Çok teşekkür ederim!


Bu eller benim eller ha! İyi bayramlar!

HippopoTamam


Eveet... En son görüşmemizde bahsettiğim kocaman hayvan dostumuzun tamamlanmış hali işte karşımızda! Kendisi benim tamamladığım ilk çok parçalı ve nispeten büyük ebatlarda olan bir amigurumi projesi. Hala amatörlükten kaynaklanan bazı hatalar yapıyor olsam da sanırım bütününde başarılı bir iş oldu.


Önce parçaları ayrı ayrı ördüm ve inanın bana örme işi birleştirme işinden çok daha kolaymış çünkü çok sancılı dikme çabaları yaşadım. Suaygırımın başlardaki yeri öpme arzusunun önüne geçebilmem için kafasını üç kez söküp yeniden dikmem gerekti. (Fiziğim her zaman zayıf olmuştur.) Neyse ki daha sonra iğnelerle prova yapmayı akıl edebildim. Yok yok... Neyse ki yanımda bu işlerden anlamamasına rağmen her zaman benimle birlikte heyecanlanan ve fizikten biraz daha iyi anlayan bir destekçim var. 


Peki bunu kendim mi düşündüm? Malesef hayır. Amigurumi tamamen sayı işi ve ben henüz kendim model oluşturabilecek kadar iyi duruma gelemedim. Ama düzgün anlatımlı bir örneği takip etmek çok zor bir şey değil ve eğer siz de böyle bir suaygırı örmek isterseniz Bitter Sweet'in şuradaki örneğini takip etmeniz yeterli olacaktır.

Nasıl? 

Beni bu güzel hobiler mahvetti

Ben aslında şu an makale okuyorum. Bazen ödev yapıyor oluyorum, bazen de kitap okuyor oluyorum ama kafam hep yünlerde, ilmeklerde, tığlarda... Kendimi o kadar çok kaptırdım ki bazen hobilerim, diğer hobilerimin zamanına tecavüz etmeye başladı. Derdim çok büyük, çok! 

Bu yoğunlukla birlikte doğal olarak inanılmaz bir dağınıklık oluşuyor. Havada uçan elyaflar, halıya yapışan iplikler... Bunlar çok rahatsız etmese de kıça batan iğneler pek hoş olmuyor. O yüzden kendime keçeden bir iğne/tığ kılıfı yaptım. 


Yapım aşamasında fotoğraf çekmek aklıma gelmedi ama göreceğiniz gibi yapımı gayet basit. Bir düz parça keçeyi ikiye katladım ve kenarlardan diktim. Dikişler de ne biçim! Ama, ama, ama öyle değil! Bu projemi sadece on dakikada tamamladım. Bu kadar oldu ama çok işe yarıyor.


Artık tüm delici aparatlarımı tek bir yerde saklıyorum ve katlayıp kaldırıyorum. Hiçbir tığım kaybolmadığı için yeni projelerimi ertelemek zorunda kalmıyorum. İşte aşağıda göreceğiniz yeşilliler yeni amigurumi projemin iki parçası. 


Şu an makale okuyor olduğum için ara vermek zorunda kaldım ama en kısa zamanda tamamlamaya çalışacağım. Bir ipucu vereyim; kendisi bir hayvan dostumuz! Çoook büyük bir dostumuz!


Mon ami, ruby gurumi.

Oldum olası iplerle, renklerle aram iyi olmuştur. Ama son zamanlarda giyimlik parçalar dışında işlevi olmayan şeylerin yapımı çok daha fazla ilgimi çekiyor. Sonuçta üretme zevki daha fazla ön plana çıkıyor ve dolayısıyla atkı ya da bereden ziyade yandaki gibi şapşal bir tavşana bakıp bunu ben yaptım derken daha fazla haz duyuyorum. 

Çok uzun zamandır böyle örgüden yapılmış oyuncaklara bakıp hayran kalıyordum. "Nasıl yapıyorlar bunu yaaaa!" diye şaşırmaktan sıkıldığım gün, bu sorunun cevabını buldum. Amigurumi deniyormuş bu oyuncaklara. Adını japonca "ami" ve "nuigurumi" kelimelerinden alan ve "örgüden yapılma doldurulmuş oyuncak" anlamına gelen bir Japon el sanatıymış.

Hemen çalışmalara başladım ve birkaç hafta önce,  küçük bir civciv örerek başladım. Bu yanda gördüğünüz arkadaş ise yeni eserim. Adı, Bunami. Kendisi çok basit bir örnekten yapılmasın rağmen biraz küçük olduğundan beni biraz uğraştırdı ama acemiliğime rağmen yakışıklı oldu gibi...


Kaç sayfa sığar ki ömre?

Herkes hayatı boyunca neler yapıp yapamayacağını merak eder. Kaç farklı şehir görürüm, kaç farklı ülke gezerim diye merak etmek ve hayal kurmak herkesin yaptığı bir şeydir herhalde. Ama bugün aklıma başka bir şey geldi. Tutunamayanlar'ı tekrar başlamak için elime aldığımda, "Vay be!" dedim. "Bayağı da kalın. Hayatımın sonuna kadar bu kitabı kaç kez okuyabilirim ki?" Gerçekten kaç kez okuyabilirim? Kaç farklı kitap okuyabilirim? Peki acaba hayatımda en çok okumuş olacağım kitap hangisi olacak?

Bu yılın başlarında kendime bir kitap ajandası yapmıştım. Asıl amacım, bir kitabı okurken düşündüğüm şeyleri unutmamaktı. Ben kitapların üzerine not alamam. Altlarını çizemem, sayfalarını katlayamam. Herhalde böyle yapmıyor olsam şimdiye kadar okuduğumun iki katı kadar kitap okumuş olurdum. Her neyse işte kitap ajandası bu yapamadıklarımı yaptıracaktı ama benim gibi tembel bir insan için pek uzun ömürlü olmadı. Şimdiyse bu aklıma gelenlerden sonra ajandamı tekrar buldum ve belirli zamanlar içerisinde merak ettiğim verileri takip edebilmek amacıyla bir kez daha başlıyorum. Belki siz de başlamak istersiniz diye yazmak istedim. 


Ben kendimi sınırlandırmamak için normal bir defteri kitap ajandası olarak kullanmayı seçmiştim. Çünkü bazen düşündüğüm şeye bağlı olarak resim bile yapabilirim diye düşündüm. Hazır kitap ajandaları da var, gerçi Türkiye'de hiç rastlamadım ama şöyle bir şey. Ama bundan bulamazsanız siz de benim gibi kendiniz yapabilirsiniz. Teknoloji çağında defter yerine blogdan bile yapabilirsiniz. Ama biraz özel olmasında fayda var ve defter iyidir sanki. Aklınıza yattıysa ama nasıl olacağını bilemediyseniz şuradan da fikir edinebilirsiniz.

Bakalım bu sefer istikrarlı olabilecek miyim? Daha kalın bir defter bulsaydım keşke Yıllar sonraki durumu gerçekten merak ediyorum. Zira en çok okumuş olduğum kitabın Sofie'nin Dünyası olarak kalmasını istemeyebilirim. Üç kez arka arkaya daha Masumiyet Müzesi'ni mi okusam...